Zengin Hintli ve Falcı

Çok zengin bir hintli, geleceğini öğrenmek istedi ve sarayına bir falcı çağırttı. Falcı, önce bu zengin kişinin avucuna baktı, sonra yüzünü göğe çevirdi, yıldızlara baktı, daha sonra da cam küresine baktı ve gördüklerini tek tek söyledi:

- Efendim, üzülerek söylemek zorundayım, sizi çok büyük bir felaket beklemektedir. Altı oğlunuzu da kaybedeeksiniz ve altısının da ölümüne tanıklık edeceksiniz.

Zengin hintli, felaket habercisi bu falcıyı sarayından kovdurur. Kendisine bir kese altın verilmesini beklerken kovulan falcı söylenerek dışarı çıktı.

Zengin hintli adamlarına geleeği doğru dürüst görebilen başka bir falcı bulmalarını söyledi. Adamları kentte başka bir ünlü falcı bulamayınca, bir önceki falcıya gittiler, ona danıştılar. O da:

- Ben kılık kıyafet değiştireyim, başka bir falcı gibi huzura çıkayım, siz de efendinizin karşısında başka bir falcı bulamamış beceriksizler durumuna düşmekten kurtulursunuz dedi.

Birinci falcı, iki gün sonra başka bir falcı görünümünde yeniden saraya gitti. İlk geldiğinde yaptığı gibi yine önce zengin hintlinin avucuna baktı, sonra yüzünü göğe çevirdi. Daha sonra da cam fanusuna baktı, gördüklerini yine tek tek ama farklı biçimde söylemeye başladı:

- Efendim… Tanrı’nın nimetleri üzerinizden hiçbir zaman eksik olmayacak, sizin altı oğlunuz var ama siz onların tümünden daha çok yaşayacaksınız. Ne kadar talihli bir babasınız ki, evlatlarınızın hiçbiri, babalarının ölümünü görmeyecek, hiçbiri yaşamında baba acısı tatmayacak…

Falcının, geleceği böyle görmesinden çok mutlu olan zengin hintli, adamlarına emir verdi ve onlar da falcıya bin altın verdiler.

Yorum farkı bu kadar önemli yani :)

Görev Şuuru

Osmanlıların ilk Şeyhülislamı Molla Fenari (1350-1431) Şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi.

Onun kadılığı sırasınd bir adam pazardan bir at satın alır. Fakat alışverişin hemen ardından atın hasta olduğunu fark eder. Geri vermesi gerekiyordu. Ama satın aldığı adam zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez diye önce kadıya gidip resmi kanaldan işi sağlama bağlamak istedi.

Mahkemeye gittiğinde kadıyı (Molla Fenari) yerinde bulamadı. İşini ertesi güne bıraktı. Fakat at o gece öldü.

Adam ertesi gün olanları kadıya anlattı, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu. Molla Fenari:

- Senin zararını ben ödeyeceğim, dedi. Adam hayretle kadıya baktı:

- Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki…

Molla Fenari:

- Evet öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkan şimdi yok olmuştur. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep olduğu için zararını ben ödeyeceğim, dedi ve ödedi.

Allah bizlere de böyle ŞUUR versin…

Cesaretin Bittigi Yerde Esaret Başlar.

Cesaretin bittigi yerde esaret başlar.

Bir Hint masalına gore, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür ve der ki:

- Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.

Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor…

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için…

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korkttuğu için…

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için…

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için…

Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için…

—————————————————————–

Yaşamaya cesaretiniz olmazsa; yaşamaya esaret olursunuz…

Dudakla Bardak Arası

Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş. İşlerin bir an önce bitmesini sağlamak için de köleleri hiç dinlendirmeden çalıştırıyormuş. O zavallı kölelerden biri, birgün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala:

- Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabı hiçbir zaman içemeyeceksiniz ki!!! deyivermiş.

Kral biraz kızmışsa da sesini çıkartmamış. Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin hemen toplanmasını emretmiş.

Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini emretmiş. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış. Şarap bardağını eline alarak:

- Söyle bakalım, benim bu şaraptan hiçbir zaman içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin, diye sormuş. Köle şöyle cevap vermiş:

- Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada başınıza neler gelebileceğini de bilemem!!!

Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş.

Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içemeden hemen dışarı fırlamış. Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ile domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi azı dişleriyle, Sisam kralının karnını yarıp ölümüne sebep olmuş. Kral bostanda, bardak masada kalmış.

Şu söz bu olayı güzel bir şekilde ifade ediyor:

NASİP İSE GELİR HİNT’TEN YEMEN’DEN, NASİP DEĞİL İSE NE GELİR ELDEN?